Tutuklama Kararı Verilirken Dikkate Alınan Kriterler Nelerdir? Tutuklama Duruşmasında Nasıl Savunma Yapılır? Acındırma Şeklindeki Savunmalarla Sonuç Alınabilir Mi?
Karakolda veyahut savcı karşısında verilen ifadeden sonra dosya savcısı, duruma göre nöbetçi savcı, dosyayı CMK madde 101 uyarınca tutuklama istemiyle Sulh Ceza Hâkimliği'ne sevk edebilir. Sevk kararı verilmesi…
Karakolda veyahut savcı karşısında verilen ifadeden sonra dosya savcısı, duruma göre nöbetçi savcı, dosyayı CMK madde 101 uyarınca tutuklama istemiyle Sulh Ceza Hâkimliği’ne sevk edebilir. Sevk kararı verilmesi hem şüpheli hem de müdafi için önem arz etmektedir. Zira, adliyedeki bekleme süresine bağlı olarak tüm yargılamanın seyrini değiştirecek karar, yapılacak duruşma sonrası Sulh Ceza hâkiminin dudakları arasından dökülecektir.
Ana hatlarıyla CMK madde 100 uyarınca tutuklama kararının verilebilmesi için kuvvetli suç şüphesinin yanında kaçma veya delilleri karartma gibi bir tutuklama nedeninin bulunması gerekir. Ancak kasten öldürme, hırsızlık, uyuşturucu madde imal ve ticareti ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma gibi madde metninde sayılmış olan, uygulamadaki deyimiyle katalog suçlar şüpheliye isnat ediliyorsa tutuklama sebebi varsayılabilir. Buradaki “varsayılabilir” ibaresi uygulamada maalesef müdafiler tarafından gözden kaçırılmakta, Sulh Ceza hâkimleri tarafından da şüphelinin aleyhine olarak “varsayılır” şeklinde algılanmaktadır.
Şimdi gelelim bu kuvvetli suç şüphesi denen kavramın tanımına. Kanaatimizce kuvvetli şüphe, kuvvetli delil anlamına gelmektedir. Örneğin, kişinin birden fazla paket hâlindeki uyuşturucu maddeyle beraber yakalanması hâli, şüphelinin bu maddeleri TCK madde 188/3 uyarınca ticaret amacıyla bulundurduğu yönünde kuvvetli bir delildir. Ya da şüphelinin bir iş yeri içerisinden hırsızlık yaptığı iddiasıyla açılan soruşturmada iş yeri kamera görüntülerindeki kişinin şüpheli olduğunun bariz bir şekilde belli olması, TCK madde 142/2-h’de yer alan suçun işlendiği yönünde kuvvetli bir delildir. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi bu suçlar katalog suç olup kuvvetli delil (kuvvetli suç şüphesi) şartı sağlanmış olup artık Sulh Ceza Hâkimi, tutuklama nedenini varsayarak tutuklama kararı verebilir. Sonuç olarak kuvvetli suç şüphesi kavramı, olaydan olaya değişebilecek nitelikte bir kavram olup şüphelinin aleyhindeki delillerin kuvvetine bağlıdır.
Tutuklama sebepleri ise kaçma veyahut delil karartma şüphesidir. Maalesef uygulamada en çok sıkıntı yaşanan noktalardan birisi budur. Kişinin ileride kuvvetle muhtemel Asliye veya Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanacak olması dahi Sulh Ceza hâkimleri nezdinde birçok olayda kaçma şüphesi olarak değerlendirilmektedir. Gerekçe olarak da atılı suçun cezasının alt ve üst sınırları gösterilmektedir. Delil karartma kavramı da sanki her şüphelinin olağan olarak gerçekleştirdiği bir şeymiş gibi yorumlanmaktadır.
Tutuklama kararı verilirken dikkate alınması gereken bir diğer kriter de ölçülülük ilkesidir. Amaç ceza vermek değil, soruşturmanın sağlıklı bir şekilde yürümesi olduğuna göre savcılık tarafından talep edilen tutuklama ölçülü olmalıdır. Aynı amaca adli kontrol tedbirlerinden biri veya birkaçıyla ulaşılabilecekse hâkim, tutuklama istemini reddetmelidir.
Peki, tutuklama istemiyle mahkemeye sevk edilen bir şüpheli nasıl bir savunma yapmalıdır? Öncelikle şüpheli müdafii, tutuklamaya sevk yazısını inceleyerek savcılığın neden bu istemde bulunduğunu anlamaya çalışmalıdır. Sonrasında atılı suçun katalog suçlardan olup olmadığı kontrol edilmelidir. Atılı suç katalog suçlardansa tutuklama nedenlerinden çok kuvvetli suç şüphesinin oluşmadığı yönünde bir savunma yapılmalıdır. İlgili mahkemenin esasla ilgili karar verecek mahkeme olmadığı unutulmadan, suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı yönünde savunmaların yapılması da isabetlidir. Tüm bunların yanında duruşmada şüpheliye de söz verilecek olup kolluk ifadesi gözden geçirilirse daha lehe olabilecek bir yer varsa bu husus şüpheliye müdafi tarafından hatırlatılmalı; ancak şüpheli, ifadesini değiştirmeye yönelik olarak hiçbir şekilde yönlendirilmemelidir. Katalog suç yoksa tutuklama nedenlerinin bulunmadığı yönünde savunma yapılmalıdır. Nitekim katalog suç varsa bile tutuklama nedenlerinin bulunmadığı yönünde kısaca beyanda bulunulmalıdır. Bunlar haricinde suç tipine bakılmaksızın, az yukarıda da belirttiğimiz üzere, kuvvetli suç şüphesi kavramının altının dolmadığı, delillerin müvekkilin tutuklanmasına yeter ölçüde aleyhine olmadığı yönünde savunma yapıldıktan sonra tutuklamanın ölçülülük ilkesine aykırı olacağına değinilerek savunma noktalanmalıdır.
Acındırma şeklindeki savunmaların işe yarayıp yaramayacağı sorusuna gelecek olursak bu tarz savunmaların işe yaraması son derece düşük bir ihtimal olup uygulamada bu tarz savunmalar, “Eşi, çocuğu vardır.”, “Bir daha asla yapmayacağım.”, “Lütfen beni bırakın, yalvarıyorum.” gibi sözler veyahut gözyaşlarıyla tezahür etmektedir. Bu savunmalar genellikle hukuki hiçbir beyanla desteklenmeyip tamamen hâkimin vicdanına hitap etmek adına yapılır. Ancak unutulmamalıdır ki o hâkim, sizler gibi birçok kişinin tutuklanıp tutuklanmayacağına karar verdiği gibi sizin üzerinize atılı olan suç, hatta yaşanan olayın neredeyse birebir benzeri hakkında da birçok tutuklama kararına imza atmış olabilir.
Son olarak belirtmek isteriz ki konuyu kanun maddelerine birebir atıf yaparak değil, mümkün mertebe sade bir şekilde anlatmak istedik. Tutuklama duruşmasında avukat bulundurulması zorunlu olup yukarıda yer alan savunmaların büyük çoğunluğunu avukat yapacaktır. Hatırlatmak isteriz, sonuç her ne kadar önemliyse de süreci doğru bir şekilde yönetip aynı sonucu almakla yanlış yönetip aynı sonucu almak arasında bir fark olmalıdır.